3 Nisan 2017’den not

Direnişin 146. günü

Açlık grevinin 26. günü

Açlığımız Sürüyor: 25 ve 26. Günler

Dün yazdığım günce tabletin azizliğine uğradı. Dünkü gün, güncesiz kaldı. Ona ayırdığım onca zamana mı yanayım, günceyi kaybettiğime mi? Neyse, bugün iki günü kısaca anlatacağım.

Pazar, cumartesi kadar olmasa da hareketli geçti. Beni çok heyecanlandıran bir ziyaretçim oldu. Gençlik yıllarımdan bir arkadaşım çıktı geldi. Sevgili Süreyya’yla yıllardır görüşmemiştik. Çok heyecanlandım, çok mutlu oldum onu görünce. Sonra cânım Sevinç geldi. Bana sevdiği çocuk kitaplarından birini getirmiş. Çocuk kitaplarına hem ilgi duyuyorum hem de okumayı çok seviyorum. Kitap okuma vaktimin epeyi sınırlı olduğu böyle bir zamanda, hızlıca okuyabileceğim farklı kitaplar olması da hoşuma gidiyor. Elimizin altında kitap olunca, küçük destekçilerimizle kitap okuma alternatifini de değerlendirebiliriz. Direniş alanımız, maalesef çocuklar için pek eğlenceli değil. Ama yine de daimi destekçilerimiz var: İdiller, Tanya, Berkin, Şila, İlhan. Alanın en güzel ziyaretçileri.

Pazar günü Sokak Akademisinden birkaç dostumuz kara tahtalarıyla birlikte ziyaretimize geldi. Birkaç saat bizimle kaldılar. ESM Urfa Şubeden kamu emekçileri ve sevgili İrfan Aktan da ziyaretçilerimiz arasındaydı. Akşama KESK’in kurultayından çıkan ihraç edilmiş kamu emekçileri tekrar ziyarette bulundular. Ben dinlenmedeyken Baskın Oran gelmiş bir de.

Gündüzleri yakıcı bir güneş oluyor. Öğle saatlerinde güneşin altında oturmak bizi yormaya başladı. Soğukla baş etme konusundaki zayıflığım kadar olmasa da sıcakla imtihanım da ağır. Sıcakta hemen tansiyonum düşer, çabuk yorulurum. İşin kötü yanı, akşamki serinliğe hazırlıklı olmak için hala epey kalın giyiniyoruz. Hal böyle olunca vücut ısımızı havaya göre ayarlamamız zorlaşıyor. Ama buna da bir çözüm bulacağız elbet. İlk küçük çözüm güneşin tepemizi yakmasını engelleyecek bir şapka takmak. Günlerdir, kalın kenarlıklı ama “tatildeyim, bana dokunmayın” havası taşımayan bir şapka arıyordum. İnce kenarlıklı olanlar güneşten korumuyor. Kalın kenarlıklı olanlar çok havalı. Dün her iki talebimi de kısmen karşılayan bir tane bulduk. Sanırım bugün onu alacağız. Bir de artık alanda şemsiyeli banklarımız var. Yağmurdan korunmak için yapmıştık ama kısmen güneşten de koruyor. Şemsiyenin bank üzerinde durma açısını güneşin en yüksek olduğu saatlerdeki yere düşme açısına göre ayarlamayı başarırsak, şemsiyeli banklarımız da epey iş göreceğe benzer.

Sabahın erken saatlerinde güne başlamak çok güzel oluyor. Her sabah işe giderken alana uğrayıp bir selam veren epey direniş dostumuz var. Biz de o saatlerde kitap ya da gazete okuyor oluyoruz. Dün sabah alana gelir gelmez çiçekleri düzenlemeye giriştim. Celil ve Mustafa’yla birlikte kuruyanları ayırdık, suyu azalanların sularını tazeledik. Saksı çiçeklerini suladık. Açelyalar epey kötü durumda. Menekşeler onlardan daha iyi ama harika değiller. En iyi durumda olanlar zambaklar ve adını bilmediğim tatliş. Açıkçası, ne yapmamız gerektiğini bilmiyorum. Çiçeklerle konuşan bir uzmana ihtiyacımız var. Bu günlüğü okuyan ve çiçekten anlayan direniş dostlarını alana bekleriz. Çiçeklerimiz ölmeden geliniz efendim. Hayat kurtarınız.

Sabah Wan Hapishanesindeki devrimci tutsaklardan mektup gelmişti. Onlara cevap yazmaya başladım. Tabii ki yarım kaldı. Bugün devam edeceğim. Onlara uzun uzun direnişimizi anlatmak istiyorum. Belki günlüklerimizden de bir kopya alır, eklerim mektuba. Bir de, geçen günkü nöbetçiler, kuruyan çiçeklerden ayraç yapmışlar. Çok hoşuma gitti. Ben de deneyeceğim, yapabilirsem tutsaklara göndereceğim.

Öğle saatleri sakin geçti. Akşama doğru, bildiri dağıtırken Şebnem Hoca’yla (Korur Fincancı) karşılaştık. Bize sağlığımızla ilgili birkaç tavsiyede bulundu. Akşama Sibel (Özbudun) ve Temel Hoca (Demirer), Yasin (Durak), Kamuran bizimleydi. Bir ara Funda Hoca uğradı. Akşam açıklamamızda Temel Hoca da konuştu. Bizimle ilgili güzel sözlerini, bu topraklardaki direniş geleneğinin bir halkası olma onuruyla kabul ettik. Hoca ve dostlarımız geceye kadar bizimle kaldılar alanda. Türkü söyledik, sohbet ettik. 26. günü geride bıraktık.

Açlık sürüyor. Bugün, 27. güne döndük. Arkadaşlarımız açlık grevimizi anlatmak için halka seslenirken, kaç gün aç kalabilirsiniz, diye soruyorlar. Onlar bu soruyu sorunca aklıma hep açlıktan ölen bebekler; açlık, yoksulluk sınırında yaşayan milyonlarca insan geliyor. Açlık, bu halka hiç de yabancı değil, diye düşünüyorum. Açlığımız bizi hem adalete hem de bu toprakların gerçekliğine bir adım daha yaklaştırıyor.

Direnişimizin 147., açlık grevimizin 27. gününde çiçekli anıtımızın önündeyiz. Bekleriz.

Direnişimizin sıcaklığı, açlığımızın coşkusuyla kucaklarım herkesi.

Sevgi ve selamlar,

Nuriye

Reklamlar