2 Mart 2017’den not

114. Gün: Yaşamak

Bugün baharın yalandan gelmiş olduğunu anladık. Yine kış gelecek, mart martlığını yapacak.

Dün Grup Yorum’un tutsak tüm üyeleri tahliye oldu. Elbette çok sevindik. Ama bir yanıyla da adaletsizliği kabullenemiyoruz. İnsanların özgürlüğünden çalmak bu kadar kolay mı? Al, birkaç ay yatır, bırak. Mahkeme yıllarca sürsün. Sonra bu mahkemelerden adaletli karar bekleyelim istiyorlar.

Alan çok güzeldi bugün. Çok fazla kalamadım, yetiştirmem gereken bir yazı için sık sık ayrılmak zorunda kaldım. Ama alanda olduğum süre boyunca dostlara, sohbete doydum. Gelenlerin ayağına, bizi yalnız bırakmayan yüreğine sağlık.

Sevgili Nazan bir süredir bizlerle. O da kamu görevinden ihraç edilmişti. Direnişimize varlığıyla güç katıyor, sağolsun. Bizi yalnız bırakmıyor.

Bugün kısa yazıyorum. Eluard’ın bir şiiriyle veda edeceğim. Çeviri A. Kadir’e ve Asım Bezirci’ye ait. Yaşamak’ta Eluard, birbirimize verecek ellerimiz var, diyor. Ne güzel diyor. Şiir yazan, üretken zihnine saygıyla..

Yarın yine alandayız. Herkesi bekleriz.

Nuriye

Yaşamak

Birbirimize verecek ellerimiz var,
uzaklara götüreyim sizi, tutun elimden.

Bunca yaşadım, yüzüm değişti, durdu,
aştığım her eşikte, tuttuğum her elde
baktım kardeş bahar, daha canlı, daha taze.
Kendine ayırdı, o iğreti bozgunu, ölümü,
yumulup açılan beş parmaktaki geleceği bana

[….]

Birbirimize verecek ellerimiz var.
Daha güzel değil hiçbir şey
birbirimize bir orman gibi bağlanmaktan,
yerleri göklere kavuşturmaktan, gökleri geceye.

O bitmez tükenmez günü doğuracak geceye

 

Direnişimizin 114. Gününden Notlar

Bugün alanda topladığımız imzaları teslim etmek için Milli Eğitim Bakanlığına gittik. Topladığımız imzaların büyük bölümü ilk ayımızda topladığımız imzalardı. Geri kalanı daha sonraki günlerde toplanan imzalardı. İlk ay çok imza toplayabilmemizin nedeni imza kampanyamızı duyurmamız ve insanları imza kampanyasına katılmaya yönlerdirmemizdi. Yani bir iş için ne kadar çalışılırsa o kadar dönüt alınıyor. Atılan imzaların her biri ayrı ayrı değer taşıyor bizim için çünkü imza atan size güveniyor, belki de imza atarak bir bedel ödemek zorunda kalabilirim diye düşünüyor. İmza vererek bize desteklerini sunuyor halkımız. Bugün bu desteği arkamıza alarak binlerce imzayla yani binlerce kişiyle bakalığa yürüdük ve içeriye girdik. İçeriye girer girmez yabancılık hissettim. Burası gerçekten benim bir zamanlar bağlı olduğum bir kurumundu. Ama bizim değil onların kurumu olduğu gerçeğini bütün açıklığıyla gördüm. İçeriye girdiğimizde potansiyel suçlu gibi karşılandık. Çünkü iktidarın korkuları büyük, iktidar suç işledi ve kurumlarında da suçluluğunu bastırmak için gelenlere suçlu muamelesi yapıyorlardı. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim o bakanlık halkın bakanlığı olmanın yanından bile geçmiyor. Dolayısıyla halka kaliteli bir eğitim veremedi ve veremez emin olabilirsiniz. O bakanlık ve diğerleri egemenlerin kurumları ve adaletsiz politikalarını uyguladıkları yerler.

Basın açıklamamızı yaptıktan sonra dövizlerimize anıta asıyorduk. Dövizlerimizi asmadan önce üzerlerinde biriken bantları temizleyip yazıları daha görünür kılmak için yazıların üstünden geçtik ve daha düzenli bir görüntü oldu.Bugün alanda farklı zamanlar da farklı üç kişi beni bir tanıdığına benzeterek farklı isimlerle bana selam verdi. Tesadüfün bu kadarı dedim içimden. Bunun yanında yeni tanıştığımız insanlar oldu. Onlarla uzun uzun sohbet ettik. Bir amca, onurunuzu savunuyorsunuz, yaptığınız çok güzel bir şey, direnişe devam diyerek sohbetimize katıldı.

Son günlerde direniş alanın dışında zamanımın büyük bölümü yazı yazmak ve okuma yapmakla geçiyor. Size okuduğum bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Kitabın adı ‘Sibirya’. Sovyet yazarı olan Georgi Markov’ un bir kitabı. Kitap sade bir dille, akıcı bir üslupla 1917 Bolşevik Devriminin arifesindeki süreci, İki devrimci olan Akimov ve Katya üzerinden anlatıyor. Halkın düzenden memnuniyetsiziğini ve düzenin değiştirilmesi gerekliği düşüncesini çok iyi veriyor.
Kitaptan beğendiğim alıntıları sizinle paylaşıyorum. Alıntılara yorum yapmayı size bırakıyorum. Yorumlarınızı sosyal medyadan veya alanda bana iletebilirsiniz.

Alıntılar:
1-Gerçek mutluluk tanıklık istemez.
2-O mutlu an da gelecekti nasılsa. Şu an için en büyük mutluluk düşmana saldırmaktı.
3-Dev olmanın bir tek yolu vardır. Ruhun korkuya karşı başkaldırması gerekir. Ama çeşitli korku vardır. Birini yenersen ötekiler o kadar kuvvetli görünmez. Direnmek, yılmamak gerekir. O zaman ruh kurtulur.
4-Korkmayan bir insan her silahtan güçlüdür.
Kitapta ısınmak için yakılan ‘Tungus Ateşi’nden bahsediliyor. Anlatılana göre ormancıların sert kış koşullarında kamp kurdukları zaman yaktıkları ateş. Tungus Ateşinin gerçekliği var mı bilmiyorum ama bizim direniş alanımızda o ateşe hiç gerek yok çünkü yüreklerimizdeki direnişin coşkusu içimizi ısıtıyor.
Coşku ve dirençle hepinizi kucaklıyorum.Kendinize has bakın… Semih

Reklamlar