1 Mart 2017’den not

Vazgeçilmiş Bazı Kötü Alışkanlıklara Dair: 113. Gün

Bugün bir arkadaşım, sigarayı bıraktığını günlüğünde niye anlatmıyorsun diye sordu. Niyeyse biraz mahrem bir konu gibi görünüyordu bana. Hala biraz öyle geliyor. Ama önemli olduğunu da düşünüyorum. Kişisel tarihim açısından önemli, direniş açısından da öyle. Aslına bakarsanız, artık direnişten ayrı tasavvur edilebilecek bir “birey olma” halimiz de yok. O yüzden herkesi ilgilendirebileceğini düşündüğüm şeyleri anlatmak iyi olabilir, diye düşünüyorum.

Sigara bir süredir yüktü. Kış koşulları, sokakta olma, sürekli koşturma hali insanı zorluyor. İyi beslenmek, iyi uyumak, dinç olmak gerekiyor. Sigarayla pek mümkün değildi bu. Daha önce bıraktığım için biliyorum. İçmediğim zaman daha iyi uyuyorum, daha dinç uyanıyorum. Daha az çay, kahve içtiğim için vücudumda demir emilimi daha iyi yapılıyor, dolayısıyla demir eksikliği anemisi gibi sorunlarla daha kolay başa çıkabiliyorum. En önemlisi iştahla yemek yiyorum. Karnım doyuyor, enerjim yerinde oluyor. Daha başka güzellikleri de var: Saçlarım kokmuyor, kendim kül tablası gibi kokmuyorum, sabah uyanınca ağzımda o iğrenç tat olmuyor falan filan.

Tabii, sigara bir bağımlılık. İnsan geçerli nedenleri bir bir sıralayıp, öyle hemen bırakamıyor. Garip bir eşik var. İkna olma ve karar verme eşiği. Eğer bırakmanız gerektiğine ikna oldu ve karar verdi iseniz, sigarayı bırakabiliyorsunuz.

Bir süredir zihnimi meşgul ediyordu ama üstüne fazla düşünmeyip geçiştiriyordum. Sonra sevgili Hatice’m, görmezden gelmemin önüne geçti. Kendi vücudum hakkındaki tasarrufumu artık direnişi de hesaba katarak daha dikkatli kullanmam gerektiğini söyledi. Eh, haklıydı.

Aslına bakarsanız, mesele sağlık ve sair konuları da kapsayan bir yerden, ideolojik bir mesele gibi geliyor bana. Bizi, kendi irademizin dışında hareket etmeye zorlayan her şey, güçsüzleştiriyor. Çok kabaca söylersem: Bizi Böyle Yönetiyorlar. Kapitalizm, kendine güveni ve saygısı olmayan, iradesini eşya ve emtiaya teslim etmiş kişilikler yaratmak istiyor. Bağımlılıklar da bunun bir aracı. Bir şeyin kölesi olma hali, ister istemez kişilikte bir aşınma yaratıyor.

Koca bir güncede sigaradan bahsettim. Her ne hal ise… Bugün 113. günü bitirdik. Çok tatlı bir bahar var Ankara’da. Ve fakat, bahar rehavetinin üstümüze çökmesine izin vermiyoruz. Veremeyiz ki. İnsanlar KHK’lar, işten atmalar yüzünden bunca acı çekerken biz rehavete kapılamayız. Art arda kamu emekçilerinin intihar haberleri geliyor. Evet, direniyoruz. Direnişleri büyütmeliyiz. Hem iktidara meydan okumamızı yükseltmeli hem de tüm kamu emekçilerine umut olmalıyız. İntiharın değil, direnmenin çözüm olduğunu anlatabilmeliyiz. Direnmek gerektiğini bilen herkesin sorumluluğu var. Ne kadar çok yerde direnişin alevini yayarsak, umutsuzluk ve çaresizlik duygusuna kapılanların elinden o kadar çok tutabiliriz.

Perihan abla, hep der: El ele tutuşa tutuşa yeneceğiz faşizmi. Fakat ellerimizin bir yere gitmediğini önce bizi işsiz bırakanlara, sonra birbirimize göstermeliyiz. Eller, elleri meydanlarda bulmalı. Ve doğrudur: Faşizmi direnerek, el ele tutuşa tutuşa yeneceğiz!

Yarın ellerimiz, ellerinizi arayacak. Sevgi, selam ve muhabbetle..

Nuriye

113

‘ Söz Umut Yaratacağız’ Sana söz büyük ustamız Yaşar Kemal , size söz halkımız Umut yaratacağız!

Direnişin 113. gününde Yaşar Kemal’in ölümünün 2. yılı anıldı. İnce Memedler bitmedi!
Büyük usta 2011’de bu sözleri söylemiş:
“Diyorum ki, korkulmasın, bugünkü, bu gelip geçici duruma bakıp umutsuzluğa düşmenin bir gereği yok… Bugün hapishanelerde, mahkeme kapılarında veya mahkeme kapılarına gitmeyi beklerken mesleğinin ve insanlık onurunun hakkını verenler var. Onlar ve onların hakları için omuz omuza yürüyen, sesini yükseltenler insanlığımızın daha bitmediğini, vurdumduymazlığımızın bizi öldürücü hale getirmediğini kanıtlıyorlar. İnsanoğlu umutsuzluktan umut yaratandır.”

Kamu Emekçileri Cephesi

Reklamlar