12 Şubat 2017’den not

Üçüncü Ayımıza ve Başka Şeylere Dair: 92-96. Günler

İnsan Hakları Anıtının önünde 96 gün geçti. En son 91. günü anlatmıştım. Semih’in bayıldığı, aynı gece yeni KHK’nın yayımlandığı gün. O günden bu yana iki eksikle direnişe devam ediyoruz. Veli Abi ailesiyle şehir dışına çıktı. Semih, evi toplamak için Mardin’e gitti. Esra da görevden alınınca artık Mardin’deki eve gerek kalmadı. Eşyaları depoya koyup Ankara’ya gelecekler.

Yaşamlarımız böyle değişiyor işte. Yüz bin kamu emekçisi aynı sorunları yaşadı, yaşıyor. Herkesin küçük dünyasında kim bilir ne büyük sorunlar yaşanıyor.

Her gün yeni insanlarla farklı konular hakkında konuşuyoruz. Sohbet ederken, bunu mutlaka anlatmalıyım diyorum. Ama koşturmacanın içinde o anki duygu ve düşünceler silinip gidiyor. Çok azı hafızamda kalıyor, çok silik birer anı olarak. Geçen gün bir mühendisle böyle bir sohbetimiz oldu. 3. Havalimanı inşaatında çalışıyormuş. İşten ayrılmış. Uzun konuştuk, bir cümlesini unutmak mümkün değildi: “Havalimanı inşaatında haftada bir işçi ölüyor”. Böyle şeyleri hiç unutmamalı insan. Önce, yaratılan ve üretilen her şeyin emekçilerin ellerinden çıktığını bilmeli. Sofrasına gelen zeytinin, aldığı ayakkabının, gezdiği alışveriş merkezinin, üzerinde oturduğu mobilyanın, kullandığı elektrikten suya, kendisine bir miktar para karşılığında sunulan her şeyin yaratıcısının insan emeği, emekçilerin alın teri olduğunu bilmeli. Dahasını da bilmeli. Ve hiç unutmamalı: Dünya üzerinde yaratılan ve üretilen her şeyde sadece alın terimiz değil, canımız ve kanımız var.

Düşünüyorum. O havalimanı inşaatı bittiğinde kaç işçinin canına mal olmuş olacak? Kaç kişi 3. Havalimanını kullansa katledilen doğanın ve insanların canına mal olduğuna değer? Bu ülkede bizim canımızın bir değeri var mı? Bizim emeğimizin, yaşamımızın, çocuklarımızın, öğrencilerimizin, düşüncelerimizin, duygularımızın, acılarımızın egemenlerin gözünde zerre kıymeti var mı?

Ankara Üniversitesinden ihraç edilen akademisyenlerden sonra da benzer bir şeyi düşündüm. Sadece akademisyenler, öğretmenler değil adaletsizliğin muhatabı. Yüzlerce öğrenci derslerine devam edemez durumda. Dersler hocasız kaldı. Yüksek lisans ve doktora tezleri danışmansız, öğrenciler öğretmensiz. Hangisinin önemi var iktidar için? Sadece kendi iktidarlarının bekasını düşünüyorlar. Onun bekası, bizim açlığımız, işsizliğimiz, canımız demek. Esra bir öğrencisinin videosunu göndermiş. Bir Kürt kızı içli içli ağlıyor. Babası soruyor: Niye ağlıyorsun? “Esra Öğretmen bir daha gelmeyecek”. Gelecek kızım, diyor baba. Çocuk ağlamaya devam ediyor: Anne dedi, bir daha gelmeyecek. Sadece bu kız çocuğunun gözyaşı için bile, adaletsizliğe karşı direnmeye değer.

Dün üçüncü ayımızı kutladık. Nice üç aylar olmadan işimize geri dönme dileğiyle. Dostlarımız bizi yalnız bırakmadı, sağ olsunlar. Adını öğrenemediğim sokak müziği yapan bir grup, bu kez bizim için çaldı ve söyledi. Halay çektik, birlikte türküler söyledik. Tiyatroj, Pusula’yı bizim için tekrar oynadı. Direnişin coşkusunu daha güçlü duyduğumuz anlar yaşadık. Çok güzeldi. Emeği geçenlere pek çok teşekkür ederiz.

Yalancı bahar bitti. Kış geri geldi. Bugün yine bıçak canlandıran bir ayaz vardı. Sonunda hasta oldum. Direnişin başından beri hiç hasta olmamıştım. Övüne övüne bir hal oluyordum. Havalar ısınınca, aşırı kalın giyinmeye devam ettiğim için terledim birkaç kez. Üşümekten akıldışı bir korku duyduğumdan ve Ankara kışı beni epeyce terbiye ettiğinden yünleri ve termalleri çıkaramadım bir türlü. Her ne hal ise, terleyip soğuyunca şifayı kapmış olmalıyım. Esaslı bir gribe yakalandım. Bugün alana, ziyarete gelen bir hekime muayene olduk ayaküstü, Acun’la beraber. Onun da boğazı ağrıyordu. Arkadaşlar, hekime ikimizin de hasta olduğunu söylediler. Hiç yadırgamadı, bizi oracıkta muayene etti sağ olsun. Telefonun ışığıyla boğazımıza filan baktı. Çok fantastikti alanda muayene olmak. Ağzımızı açıp, “aaaa” da dedik. Hekim birkaç soru sordu, ilaç tavsiyesinde bulundu. Minnettarız kendisine. Ve halkımıza. Soğukta, ayazda, iyiliğimizde, kötülüğümüzde bizi yalnız bırakmayan dostlarımıza; dualarını, selamını, iyi dileklerini esirgemeyen Ankara’nın güzel insanlarına, duygu ve düşüncelerini paylaşmaktan çekinmeyen, durup dinleyen, ne için orada olduğumuzu merak eden herkese çok şey borçluyuz. Var olsunlar!

Yarın Bodrum’dan Engin Öğretmen yeniden direnişe başlıyor. Polisin komplosunu boşa çıkaracak, inanıyoruz. Direnişler çoğalacak. Zulüm yenilecek, biz kazanacağız.

Yarın yine alandayız. Yeni direnişlerin heyecanıyla dolu olacağız. Bekleriz.

Sevgiler,

Nuriye

96. gün. Halaya durduk. Soğuk havada ısınmak için de halay candır.

15 Şubat’ta 9:30’da Ahmet Şık için Çağlayan Adliyesindeyiz. Gerçekleri Söylemek Suç Değildir! Ahmet Şık Serbest Bırakılsın!

KHK ile Osmangazi Üni.’den ihraç edilen Betül Yılmaz, pasaportu iptal edildiği için dönemediği Almanya’da hergün eylem yapıcağını açıkladı.

Reklamlar