7 Şubat 2017’den not

Nedim abi bize erzak getirmiş
Halkımız sağolsun : )

Hasretlik ve Yeni KHK’ya Dair: 91. GüN

Güne sakin başladık. Yüksel çok kalabalıktı ama ziyaretçilerimiz pek fazla değildi gün boyu. Genelde biriyle sohbet ederken bir başkasına merhaba deriz, sohbetler yarım kalır, oradan bir başkasına. Ziyaretçilerin çokluğundan 5 dakika oturmaya fırsat bulamayız. Her gün yeni insanlarla tanışırız. Bir de alanın müdavimleri olur.

Bugün kitap okumaya bile fırsat bulduk. Semih ve Kezban Ana’yla beraber “Ben Bir Gürgen Dalıyım” kitabından 5-6 sayfa kadar okuduk. Acun da birkaç ziyaretçiyle sohbet ediyordu. Sonra yine bir kalabalık oldu, kitap okumayı bıraktık, sohbete daldık.
Direnişi Antalya’dan izleyen sevgili Sema tüm gün bizimle birlikteydi. Tatilinin bir kısmını Ankara’da geçiriyormuş, kıymetli vaktinden bize de ayırmış. Sağolsun. Direnişin müdavimleri yine alandaydı. Saniye Abla çorba yapıp getirmiş. Direniş dostluğunun, yoldaşlığın yanına sağlıkçı özeni de eklenince, bazen anne evhamını aratmıyor, sağolsun. O çorba içilecek. İtiraz etmemeyi öğrendik.

Günün olayı Semih’in bayılmasıydı. Hemen her gün kendi hazırladığımız parçaları destekçilerimizle paylaşıyoruz. Şiir, türkü, öykü vs. Bugün için Semih bir türkü hazırlamıştı. “Turnam Gidersen Mardin’e”yi birlikte söyleyecektik. Dünden beri Semih’e türkünün hikâyesini bulup bulmadığını soruyordum. “Bulmadım ama benim bir hikâyem var” diyordu. Bugün öyle tatlı anlatmaya başladı ki. Bir öğretmen varmış, memleketinden çıkmış, Erzurum’un bir ücra köyüne atanmış. Turnalar oradan Mardin’deki sevdiceğine selam götürsün diye bu türküyü söylermiş. Sonra bu öğretmen eşinin yanına, Mardin’e yerleşmiş ama gün gelmiş, işinden atılmış, direnmek için Ankara’ya gelmiş, yine ayrılık başlamış. Şimdi yine sevgilisine hasretini götürsün diye turnalar, bu şarkıyı söylemek istemiş.

Bizim hikâyemiz, dedi ve türküyü söylemeye başladı. Neden sonra birden yere yığıldı. Ama bilincini kaybetmedi hiç. Hemen kendine geldi. Türküyü bitireceğim, dedi. Biz tansiyon aleti, doktor diye koştururken oturduğu yerden türküyü söylemeye başladı yeniden. Esra da ona bir selam yazmış. Türküyü bitirdikten sonra Esra’nın selamını dinledik.

Semih Esra’nın selamını okurken çok duygulandım. Gözümden damlayan birkaç damla yaşın sebebi, kardeşimin tertemiz sevdası, halkına, davasına duyduğu bağlılık ve güven karşısında hissettiğim coşkudur. Bunca pisliğin içinde temiz kalmış insanlar, sevdalar, hasretler içinde yaşamak ne büyük kıvanç, ne büyük gönenç bilseniz.

Yazacaklarım bitmişti ki yeni KHK’nın haberi geldi. Semih’in eşi Esra da atılmış. Hasretlik bitti. Turnalar Mardin’e varmadan devletin eli Esra’yı Mardin’den kopardı.

Tanıdığım o kadar çok isim var ki listede saymakla bitmez. DTCF Tiyatro Bölümünde sadece dört akademisyen kaldı. Bazı bölümler fiili olarak kapatılmış oldu. Ankara Üniversitesinden 72 akademisyenin işine son verildi. Birçok üniversitede imzacı akademisyenlerin hepsi atıldı.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesindeki dostlarıma, hocalarıma, ESOGÜ’nün can damarlarına selam göndermeden geçemem. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümünde iki buçuk yıl birlikte çalıştığımız, dostum, yol arkadaşım Betül Havva Yılmaz’ı da atmışlar. Zor günlerin iyi insanı çok sevgili dostum Pelin Tuştaş’ın, ESOGÜ’yü benim için çekilir kılan dostlarımdan Neşe Şen’in, sevgili Selda Şen’in, kıymetli hocalarım Burcu Toğral ve Cem Kaptanoğlu’nun isimleri de var listede. Barış Bildirisi imzacılarından olmaları dolayısıyla bir buçuk yıldır baskı altında tutulmaya çalışılan sevgili dostlarım ve hocalarım baskılara hiç boyun eğmediler. Onlar ESOGÜ’nün onurudur.

Halk için bilimi ve eğitimi savunan, kamu emekçilerinin hakları için mücadele eden, tutsaklıklar yaşamış, soruşturmalar geçirmiş pek çok öğretmen arkadaşımın adı da aynı listede. Onlar öğretmenliğin yüz akıdır.

Bu saldırılar, işten atmalar bitmeyecek, biliyorduk. Daha da sürecek. İlericiyim, demokratım diyen kimseyi kamu kurumlarında tutmayacaklar. Eğer karşı durmazsak, yarın kapımıza dayanacaklar. AKP iktidarı teslimiyeti dayatıyor derken, retorik yapmıyoruz. Bugün ilerici kamu emekçileri, ihraç edilmeyi beklemeden harekete geçmeli. İhraç edilenler için değil, önce kendileri için. Öğrencileri, çocukları, çalışma arkadaşları, aileleri ve Türkiye halkları için. “Sıramızı beklemiyoruz” demeliler. Çünkü biliyoruz: Beklemekle geçmeyecek.

Yarın Türkiye’nin aydınları, öğretmenleri, bilim insanları için sloganlarımızı daha gür atacağız. Direniş mevzimiz herkese açık. Söyleyecek sözü olan herkesi alana bekleriz.

Selamlar, sevgiler,
Nuriye

Reklamlar