4 Şubat 2017’den not

Malatya Ziyareti ve Alana Dönüş: 85-87. Günler

İki günlük Malatya macerasından sonra bugün anayurda döndük. Direnişin 85. ve 86. günleri Malatya’da geçti. Plana göre 86. gün, yani Perşembe günü dönmüş olacaktım. Ama hayat çoğu zaman plan tanımıyor. Sibel gözaltında tutulunca ilkin dönüp dönmemek konusunda tereddüt yaşadım. Alandan iki gün uzak kalmak biraz zor geldi. Sonra ‘Sibel’i bırakıp nereye gidiyorsun’ diye kendime kızdım. Direniş; dayanışma ve sahiplenme olmazsa neye yarar? Sonra tereddüt bitti. Sibel’i sahiplenmek, yalnız olmadığını hissettirmek ve Malatya polisinin iki yüzlülüğünü, işkenceciliğini duyurmak için ne yapabiliriz, ona yoğunlaştık.

Malatya’da direnen kamu emekçileri Öğretmenler Erdoğan Canpolat, Özkan Karataş, Sertaç Ökdemir ve sağlık emekçisi Cengiz Uğurlu’yla dayanışmak için Malatya’daydık. Bodrum’dan Engin Hoca bizden önce gitmişti. O gün alanda 7 kişiydik. Açıklamayı yaptıktan sonra polis saldırısı başladı. Bir parkta, bankın üzerinde, ‘işimi istiyorum’ döviziyle oturmanın suç olduğunu da Malatya’da tecrübe ettik. Anıtın önünde oturmak suç oluyor da bankın üzerinde oturmak neden olmasın? İşimi istiyorum, dediğimiz sürece kapımızın önünde otursak suç sayacaklar.

Malatya’da da aynı taktik: Çok büyük bir suç işliyormuşuz gibi, polis yığınağı, yerlerde sürükleyerek gözaltına alma, sonra kabahatler kanunundan para cezası keserek serbest bırakma. Bütün o işkenceler, alıp götürmeler, karakolda saatlerce bekletmeler filan aslında bir kabahat işlediğimiz için. Faşizm, mantık sınırları içinde hareket etme gereği bile hissetmiyor. Sanırım bu da onun en tanınır hallerinden biri. ‘Faşizmin mantığı yoktur’. Hedefe kilitlenmiş: Bunları burada oturtmayacağız. Gerisi teferruat. Gereken neyse yapılır, iş kılıfına uydurulur.

Kılıflarını Ankara’da nasıl parçaladıysak Malatya’da da parçalayacağız. Direniş kendi yolunu açacak.

Gözaltı epey olaylı geçti. Hastanede Sibel’e ve bana ters kelepçe taktılar. Hekimlik görevini icra eden kişi yine tıp eğitimi almış bir polis işbirlikçisiydi. Bizi kelepçeyle ve orta yerde muayene etmeye kalktı. Kabul etmedik. Uzun tartışmalardan sonra muayene odasında muayene olabildim. Kelepçeden dolayı bileklerimde oluşan izleri yazmak istemedi. Kıymeti kendinden menkul bir gerekçesi de vardı: O izler kelepçe takarken olmuş. Ben de brek dansı yaparken olduğunu iddia etmedim zaten. Sonra kıvırdı. Onları yazacağım zaten hanımefendi, uzatmayın. Başka bir yerinizde bir şey var mı?

Karakolda devam etti işkence. Araçtan inince slogan attığım için saldırmaya başladılar. Yüzüme vurdular. Sürükleyerek nezarethaneye götürme, üst araması, ayakkabı çıkarma. İşkencecilik ruhlarına sinmiş. İşkence yapan polislere hep söylüyorum. Akşam eve gidince o pis ellerinle çocuklarına dokunacaksın. Çocuklarına anlat bu yaptıklarını. ‘Ben her gün insanlara işkence yapıyorum’ de. ‘Benim işim bu’ de. Duymazlıktan geliyorlar.

Biz, altı kişi bırakıldık. Sibel’e gözaltı işlemi yaptılar. İşlemleri de uzatıp mesai saatini geçirdiler. Biz 5’e çeyrek kala çıktık, savcıyla konuşup Sibel’in hemen savcılığa getirilmesini istemek için adliyeye gittik. Ama savcı çıkmıştı. Nöbetçi savcı, benim işim değil diyerek ertesi güne bıraktı. Sibel ertesi sabah savcılığa çıkarıldı. Savcı tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti. Oradan da adli kontrolle serbest bırakıldı. Suç tarifi: Yere paralel uzanmak suretiyle sürüklenme. Sürükleyen işini yapıyor ne de olsa. Sen sürüklenene bak. Yerde, yüzü koyun vaziyette polisler tarafından sürüklenen bir emekçi resminde işkenceyi görmeyen, işkenceye maruz kalanı suçlu gören bir hukuk insanı. Buna imkan tanıyan bir hukuk. Ya adalet? O binalardan, o insanlardan çok uzakta. Bizim direnen bedenimizde, zihnimizde, eylemimizde, sözümüzde.

İcra ettikleri meslekler de insanları şekillendiriyor. İşkenceci polis işkencede ustalaşıyor. Savcı suçsuz insanları cezalandırmada. Hep düşünürüm. Nasıl bu hale geliyorlar? Evlatlarının, ana babalarının, eşlerinin yüzüne nasıl bakıyorlar? Sonra bilirim: Hiçbir çelişki sonsuza dek sürmez. Bir yerde çözülür. Göreve ilk başladığında işkence yaparken elleri titrer polisin. Savcılar, hakimler gece yatarken bir muhasebe yapar belki. Sonra ustalaşır kişi. İşini ne kadar iyi yaparsa o kadar ustalaşır. Ruhu kapkara oluncaya dek. Bir süre sonra eli hiç titremez, zihni hiç muhasebe yapmaz olur. Her şey rutinleşir.

İnsan neyde ustalaşacağını iyi seçmeli. İnsan usta olacaksa, halkı sevmenin ustası olmalı mesela. Vatanını; bir ağacı, bir kuşu, bir çocuğu, gökyüzünü, toprağı; capcanlı, durmadan devinen, değişen yaşamı içi ürpererek sevmenin ustası olmalı. İnsanlığın yarattığı tüm güzel değerleri, haksızlık karşısında susmamanın, adaleti aramanın, kendi adaletini yaratmanın, yaşamı iliklerinde hissetmenin, aldığı her nefesin kıymetini bilmenin ustası olmalı. İnsan olabilmek, insan kalabilmek için.

Bugün alana gelince, içime yine bir ‘evime geldim’ duygusu yerleşti. Direnişçileri ve direniş dostlarını sımsıkı kucakladım. Bir yandan, hiç ayrılmamışım gibi taptaze, capcanlı bir yakınlık, diğer yandan uzun zamandır alandan ayrıymışım gibi bir vuslat hali. Ne güzeldi. Vakit çarçabuk geçti. Şarkı söyledik, halay çektik, slogan attık. Yeni insanlarla, yeni sohbetler. Her yeni gün alana çıktığımızda yenileniyoruz. Ziyaretçilerimiz sayesinde.

Yarın yeni bir gün. Yaşam planlarımızı bozar mı bilmiyorum. Bozmazsa, her zamanki saatte orada olacağız.

Sevgiler,

Nuriye

KESKeyleminden gözaltına alınan MahmutKonuk, HüseyinSönmez, GülhanŞimşek serbest bırakılsın. Baskılarınıza teslim olmayacağız.BizKazanacağz!

4subat

Reklamlar