25 Aralık’tan not

Direnişimizin Ankara’sı

47 gündür ailemden, olağan yaşantımdan, memleketimden uzağım. Fakat bugün Yüksel Caddesine girince evime gelmiş gibi hissettim. Yıllar önce Ankara’da yaşamıştım ama o zaman dünyayı algılayışım da, yaşantım da çok farklıydı. Şimdi bambaşka bir Ankara’yı tecrübe ediyorum. Direnişin Ankara’sını. Bu yeni Ankara’yı, direnişimizin Ankara’sını çok sevdim. Yüksel Caddesini, Anıtı, Konur’u, Kızılay’ı bambaşka bir gözle görüyorum: Direnişin güçlü ve direngen gözleriyle.

İnsan bir yeri, bir şehri niye sever? Şehirleri “eşyayla” sevenleri hiç anlamamışımdır. İnsana şehirleri sevdiren, oraya harcadığı emek olmalı. İnsan emek verdiği, emeğinin karşılık bulduğu yeri sever. Dostlarının, çalacak kapısının, derdini dinleyecek birilerinin olduğu yeri sever. Şimdi ben, direnişimizi büyüttüğümüz; her gün bizleri evlerinde konuk eden, varını yoğunu paylaşan, bizimle birlikte her gün Ankara ayazında bekleyen, imza veren, derdimizi dinleyen, ihtiyaçlarımızı karşılayan güzel insanlarıyla bu şehri nasıl sevmem?

Daha önce parçası olduğum direnişlerden de biliyorum ki, her direniş kendi küçük ailesini yaratır. Bizim de direniş etrafında birleşen küçük bir ailemiz var. Her gün selamlaştığımız, hal hatır ettiğimiz insanlar: caddedeki iş yerlerinde çalışan gençler, sokak çocukları, kapıcılar, kafe işletmecileri, büfeciler. Direnişin aranan yüzleri: daimi destekçilerimiz, kamu emekçisi dostlarımız, eylemci köpeğimiz Güleç. Küçük bir ailemiz olduğu gibi direnişin günlük ritüelleri de oluştu. Sabah ve akşam açıklamalarımız, alana yerleşmemiz, pankart asmamız, önlüklerimizi giymemiz, Güleç’in eylem başlar başlamaz gelip matların üstüne oturması ve her motor geçişinde çılgına dönerek havlaması, direniş ahalisinin Güleç’i zapt etme çabaları, saat başı sloganlarımız, Seyr-i Sokak muhabir-eylemcilerinin, Mehmet ve Can Abi’nin direnişi fotoğraflamaları, direnişin dostlarıyla, sanki her gün görüşmüyormuşuz gibi kucaklaşarak ayrılmamız…

Bugün dedireniş tüm ritüelleriyle sürdü. Dört buçuk saat alanda kaldık. Malatya’dan, İstanbul’dan, Dersim’den, Bodrum’dan, Aydın’dan ihraç edilmiş kamu emekçisi dostlarımız bizimleydi. Saat 17:00’da müzik dinletisi yaptık, halay çektik. Gitar bulmakta epey zorlandık. Sonunda bir müzik marketten ödünç aldık. Böyle durumlarda, “ısrarımız sonuç verdi” diyorum. Gitarı temin edecek arkadaşımız gitar bulamamış. Biz de dört bir yana haber saldık. Kızılay’da tanıdığımız ne kadar kafe ve kurum varsa gittik, insanları aradık, onlar başkalarını aradılar, başkaları bir başkasını aradı. Sonunda bir kafe işletmecisi bizi bir müzik markete yönlendirdi ve sorunumuz çözüldü. Bir de erbanemiz vardı, ona da bendir muamelesi yaptık. Çaldık, söyledik. Güzel bir etkinlik oldu. Yarım saat sonra Semih’in ve Çağlayan’ın parmakları soğuktan çalamaz olunca bıraktık. Yoksa daha şarkıya, türküye, halaya doymamıştık.

Meğer dostlarımızdan ikisi de bağlama çalıyormuş, etkinlik bitince Erdoğan Abi söyledi. O zaman, dedik, yarın da bağlamayla bir dinleti yapalım. Bugün yine direniş türküleri söyleyeceğiz.

Bekleriz. Sevgi ve selamlarımla,

Nuriye

Reklamlar