18 Aralık’tan not

Bugün destekçi halk “nokul” denilen yöresel tatlı ile direnişe destek sunuyor.

40. günümüzde İzmir ve Sinop’tan KEC’liler ile Düzce’den bir üniversite öğrencisi arkadaşımız yanımızdaydı.

18-aralikkkk

KESK Ankara Şubeler Platformu Toplantısına
ve KESK’in İhraç Edilen Üyeleriyle Yaptığı Toplantıya Dair

Üç gün önce Semih’le birlikte KESK Ankara Şubeler Platformunun toplantısına katılmak istedik. KESK Ankara Şubeler Platformu, Ankara’daki KESK’e bağlı tüm sendika şubelerinin başkanlarından oluşan bir platform. Yürütücüsü beş şube başkanı. Platformun toplantısına tüm şube başkanları katılıyor. Başkanların hepsini bir arada görmek bizim için önemliydi. Şimdiye kadar direnişe neden kurumsal olarak destek olmadıklarını ve önümüzdeki süreç için destek beklediğimizi ifade etmek için toplantıya katılmak istedik. Toplantının yapıldığı şubeye gittik ancak katılmamızın uygun olmayacağı dönem sözcüsü tarafından dile getirildi.
Dönem sözcüsü, kendisinin de uygulamayı doğru bulmadığını ancak platform toplantısına üye katılımının olmamasının bir kural olduğunu söyledi. Bu uygulamayı doğru bulmadığımızı ifade ettik. Bizce KESK içerisinde yapılan hiçbir toplantı üyeye kapalı olamaz, olmamalı. Kaldı ki, bir derdimiz olmasa toplantıya katılma gibi bir talebimiz de olmazdı.

Toplantının bitmesini beklememiz ve toplantı bitiminde şube başkanları dağılmadan kısa bir görüşme yapmamız konusunda anlaştık. Toplantı sonunda salona girerek şubelerin ve platformun neden şimdiye kadar direnişe destek olmak konusunda kurumsal bir çaba sarf etmediğini, bunun sebebini öğrenmek istediğimizi, sendikanın üyeleri olarak hem platformdan hem de şubelerden ayrı ayrı destek beklediğimizi ifade ettik. Dönem sözcüsü kurumsal olarak destek vermelerinin mümkün olmadığını söyledi. Eylemi izlediklerini, bireysel ya da bağlı oldukları siyasal anlayışlarla birlikte örgütsel olarak destek olabileceklerini ancak sendikal olarak destek olmalarının mümkün olmadığını ifade etti. Çünkü KESK, kendi üyesinin yaptığı bir eylemde “destekçi” pozisyonunda olamazmış.

Bu açıklama bizi dehşete düşürdü. Şimdiye kadar, “eylemi yaparken bize mi sordular” minvalinde açıklamalar duyduğumuz için durumun bu kadar açıklıkla ifade edilmesine çok şaşırdık. Bunun kabul edilebilir bir açıklama olmadığını ifade ettik ve çağrımızı yineledik.

KESK daha önce de “destekçi” pozisyonuna defalarca düşmüştü. Benim yakından bildiğim Hatice Yüksel ve Barış İçin Akademisyenler örneği var. Hatice Yüksel açığa alındığında bir mücadele yürüttü ve Eskişehir Eğitim-Sen Şubesi ve Eğitim-Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca bu mücadelenin 65. gününde desteğe geldi. Hemen hepsi KESK üyesi olan Barış İçin Akademisyenler Eskişehir’de çeşitli eylem ve etkinlikler yaptılar ve Eğitim-Sen Eskişehir şubesi bu eylem ve etkinlikleri destekledi. Elbette olması gereken KESK’in öncü olması, direnen üyelerini “destekleyen” değil, direnmeye davet eden, teşvik eden, mücadeleye katan bir örgüt olması. Ama KESK böyle bir örgüt değil. “Destekçi” pozisyonuna düşmeme kaygısı da aslında KESK’in direnmeme halinin teşhir olmasından kaçma biçimi. “Direnen üyelerine desteğe giden KESK” resminin, aynı durumda binlerce üyesi olan bir sendikanın neden kendisinin direnmediği, direnen üyelerini desteklediği sorusunu kafalarda uyandırmaması mümkün değil. Ama bizce, 20 kez gözaltına alınmış bir üyesiyle ilgili tek satır açıklama yapmamış bir KESK resminden daha korkunç bir resim olamaz. 39 gündür bir mücadele yürüten üyelerine selam bile vermekten imtina eden, direnen kamu emekçilerine “eylemi bıraksınlar” diye haber gönderen bir KESK’tan daha korkunç bir resim olamaz.

Toplantıda da ifade ettik, KESK kendisi direnmiyorsa, o zaman ya direneni destekleyen pozisyonuna düşecek ya da direnenleri görmeyecek, duymayacak, bilmeyecek. Biz yokmuşuz gibi davranmaya devam edecek. Hangisini tercih edeceğini zamanla göreceğiz.

Toplantıda ifade edilen bir fikre de değinmek istiyorum. Bir şube başkanı eylemin bireysel bir eylem olduğunu, kendisinin de bireysel olarak destek verdiğini, eylemin bu kadar duyulmasının ve dikkat çekmesinin bireysel olmasından kaynaklandığını söyledi. KESK’in sürekli basın açıklaması ve oturma eylemi yaptığını ama böyle bir etki yaratmadığını ifade etti. Önemle vurgulamak istediğimiz şeylerden biri olduğu için özellikle bu konuya değinmek istiyorum. Bu eylem bireysel bir eylem değil. Zorunluluktan dolayı tek başına başlanmış bir eylem. Ben başlamadan önce ihraç edilmiş, açığa alınmış ya da soruşturma geçiren birçok akademisyenle görüştüm. Çağrılar yaptım. Ama kimse eylemi birlikte yapmaya yanaşmadı. KESK’in zaten direnmek gibi bir programı hiç olmadı. KESK yapmadığı için, yanıma katacak kimse olmadığı için eyleme tek başıma başladım. Ama bu eylem hiçbir zaman bireysel bir eylem olmadı. Her aşaması insanlarla birlikte örüldü, programlandı. Eyleme cüret etmem, bu yola çıkmam, bu topraklarda yaratılan direniş geleneğinin ve elbette devrimci kamu emekçilerinin bıraktığı mirasın bir sonucu. Eylemin sadece haber olmasında bile nice insanın emeği var. 20 gün boyunca bizimle gözaltına alınan onlarca insan var. Eylemin her aşamasında yanımda olan Kamu Emekçileri Cephesi’nin emeği var. Dikkatli bir göz bunların hepsini görebilir. Özellikle vurgulamak istiyorum çünkü örgütsüzlük övgüsü bize hiçbir şey kazandırmaz.

Eylemin en başından beri direnişi büyütmek, daha fazla emekçiyi direnişin bir parçası haline getirmek için çağrılar yapıyoruz. Bu bir örgütlenme çağrısı ve kazanma iddiamızın bir parçasıdır. Karşımızda son derece örgütlü bir güç var, bu güç karşısında “bireysellikle” kazanabileceğimiz hiçbir hak yoktur.

Bu tespitin yanlış olan bir diğer noktası ise eylemin ses getirmesinin “bireysel” olmasına bağlanması. “Yaprak kıpırdamıyor” diye tarif edilen bir dönemde, bir kişinin tek başına her gün “işimi istiyorum” döviziyle bir alana çıkmasının ve gözaltına alınmasının “haber” değeri olduğunu, sol kesimler ve AKP karşıtları tarafından sempatiyle karşılandığını görmezden gelmiyorum elbette. Ancak burada mesele “bireysellikten” ziyade ısrar ve kararlılık. KESK’in yapmadığı ve eylemi bu şekilde değerlendiren şube başkanının görmediği nokta burasıdır. Bu eylemi bir gün, iki gün yapsaydık ve sonrasında devam ettirmeseydik bu etkinin yaratılmayacağı da aşikâr. KESK’in ise bu şekilde, kararlılıkla yürüttüğü, ısrarlı bir eylem yok. KESK eylemlerinin etki yaratmamasının nedeni “bireysel” olmaması değil, KESK’in hiçbir eylemini cüretle ve kararlılıkla yürütmemesi, bir mücadele programı dahlinde hareket etmemesi ve kazanma iddiasının olmamasıdır.

Şubeler Platformuna dair söyleyeceklerim bu kadar. Başka bir toplantıdan bahsedeceğim. Önceki gün KESK’in, 21 Aralık İstanbul-Ankara yürüyüşüyle ilgili ihraç edilen üyelerle yaptığı toplantıya katıldık. KESK Genel Sekreteri Hasan Toprak ile KESK Eğitim, Örgütlenme ve Basın Yayın Sekreteri İlhan Yiğit toplantıyı yürüttüler. İhraç edilen üyelerin neredeyse tamamı KESK’in yaptıklarını yeterli bulmadıklarını ifade ettiler, sert eleştirilerde bulundular, öneriler getirdiler. Biz de KESK’in direnişi görmezden gelme tavrının sebeplerini ve bu tavrı daha ne kadar sürdüreceklerini sorduk. Yaklaşık iki saat boyunca hem İstanbul Ankara yürüyüşüyle ilgili hem KESK’in süreci göğüsleyememesiyle ilgili sorulan soruların çoğu KESK Genel Sekreteri Hasan Toprak tarafından cevapsız bırakıldı. Bizim sorumuz da öyle. Toprak, KESK’in İstanbul-Ankara yürüyüşüyle ilgili biçimsel birkaç soruya cevap verip diğer soruların örgütsel işleyişle ilgili olduğunu ifade etti. Sorulara cevap vermeyi değil, sürecin ne kadar zor olduğunu anlatmaya başlayan Hasan Toprak’a, sürecin zorluğunun işinden edilmiş üyeler olarak farkında olduğumuzu ifade ettik ve sorularımıza cevap vermesi çağrısında bulunduk. Ancak cevap alamadık.

KESK’e “görmezden gelme tavrının sebeplerini sormaya ve direnişe destek olması yönünde çağrıda bulunmaya devam edeceğiz. KESK üyelerine çağrımızdır. KESK’e, direnme ve direnişe destek olmaları çağrısında bulunun. Biz kazanırsak sadece biz kazanmış olmayacağız. OHAL’i ve KHK’ları yaracağız. Tüm kamu emekçileri kazanacak.

Saygı ve sevgilerimle,

Nuriye Gülmen

Reklamlar