2 Aralık’tan not

Penguen Nuriye’yi çizmiş:) Teşekkür ediyoruz.

Masaya ve Başka Şeylere Dair (22 ve 23. günler)

Çarşamba günü her zamanki saatimizde alana çıktık. Saat 16:00’ya kadar kalabildik. Çünkü imza föylerimizi üzerine koyduğumuz küçücük masa polise dert oldu. Sonu işkenceli gözaltıyla bitmese komik bir hikâye olarak nakledilebilirdi.

İmdi, imza toplamakta bir sorun yok. Ama imza föyünü bir masanın üstüne koyarsan, orada devletin güvenliği kırmızı alarm vermeye başlıyor. Bir araba güvenlik şube polisi, bir kısmı kamera kaydı yapar vaziyette yanımıza gelip masayı kaldırmak gerektiğiyle ve kaldırılmadığı takdirde gözaltı işlemi yapacaklarıyla ilgili yüksek tonda ve mekanik bir açıklama yaptılar. Mevzu bahis olan masa el kadar. Gelen polis sayısı yirmiye yakın. Kaldırmayacağız, dedik. Size kalsa burada oturmamız da yasal değildi ama oturuyoruz. Cevap şu: “Size beş dakika mühlet, kaldırmazsanız gözaltına alacağız.” Sanki rehine krizi çözüyorlar. Altı üstü, şu masayı kaldır, diyecekler. Bir ordu polisle uyarı yapmalar, mühlet vermeler… Sonra geldikleri gibi, çok önemli bir iş yapıyor edasıyla geri döndüler. Daha kalabalık bir ordu olarak, çevikleriyle, bu kez gözaltı için geldiler. Semih, Veli Abi ve beni, bayağı yerlerde sürükleye sürükleye götürdüler. 8 saat gözaltında tuttular. Neden? Çünkü biz imza föylerini bir masanın üstüne koyduk. İşte bizim büyük, affedilmez suçumuz.

Bu olanları, ülkemizdeki faşizm gerçeğini sezgisel de olsa bilmeyenlerin havsalası almaz. Geçen gün gelen İsveçli televizyoncular mesela, izleseler eşekten düşmüşe dönerlerdi. Anlatsak inandıramayız. Mesele elbette masa değil. Masa ve oradaki her şey, bizim ve destekçilerimizin mevcudiyeti de dahil, bir şeyi temsil ediyor: Onların zerresini duymaya tahammül edemediği hakikati. Hakikatin peşini bırakmayan bu insanlar, o alanda altı buçuk saat boyunca, halka karşı işlenen suçları bir bir anlatıyorlar. Soğuk, kar, gözaltı, işkence dinlemiyorlar. Bu halkın yüzde ellisi bu partiye oy verdi, bizi kim dinler, diye hayıflanmıyorlar. OHAL var, bize işimizi geri vermezler, demiyorlar. Yüzlerinde bir gülümseme, dillerinde türküler, yürekleri harlı, dirençleri daim, orada durup anlatıyorlar; birbirlerini seviyorlar, dayanışıyorlar, yeni insanlarla tanışıyorlar. İşte büyük tehlike bu. Masa da az tehlikeli değil. Her gün dünya kadar insanın bel bükmeden imza atmasının bir aracı. Eh, biz masamızı da çok severiz ve emeğimizin, ekmeğimizin düşmanlarına öyle kolay teslim etmeyiz.

Dünkü gözaltında düşündüm. Şu koskoca devlete bak, aklınca bir masayla uğraşıyor da şu halkın tek derdine çare bulmuş değil. Nezarethanede genç bir çocuk vardı. Hırsızlık yapmış. Biraz sorduk, hemen anlattı. Bonzai içicisi, yani madde bağımlısıymış. Madde almak için ayakkabı çalmış. 20 yaşında. Çalışsa, demirden su çıkarır. Bir senedir bonzainin esiri olmuş, çalışmıyor, okumuyor, öğrenmiyor, düşünmüyor. Tek derdi madde bulmak ve kullanmak. Kim bilir kendisinin bile farkında olmadığı ne yetenekleri vardır. İşlense kim bilir ne güzel ışıldar. Ama devletin uyuşturucuyu engellemek gibi bir derdi yok. Düşünen gençlere ihtiyacı yok. Bizim masamızın peşine düştüğünün binde biri kadar uyuşturucuyla uğraşsa memlekette uyuşturucu bağımlısı kalmaz. Ama genelde uyuşturucuyla değil, uyuşturucuya karşı mücadele edenlerle uğraşmayı tercih eder. Fıtratı böyledir, başka türlü var olamaz.

Bugüne eğlenceli bir hikâyem de var. Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Selçuk Abi anlattı. Geçen gün yine büroyu mühürlemeye gelmişler, sonra da avukatları gözaltına almışlardı. Onları da Çankaya Emniyetine götürmüşler. Amir telefonla konuşuyormuş. Aynı anda bir sürü hırsızlık vakası olmuş, yeterli ekip yok, eleman yok. Polis amiri karşıdakine “Ben daha Nuriye’yi almadım, nasıl ekip göndereyim” diye hayıflanıyormuş. Selçuk Abi takılıyor, “Adamlar seni günlük rutine almışlar. Mesainin bir parçası olmuşsun”.

Bugün yine alandaydık. İlk kez 7’ye kadar kaldık. Bir sürü yeni insanla tanıştık. Yine ne hikâyeler, ne zulümler, ne haksızlıklar dinledik. İnsanlar kendilerini dinleyecek, anlayacak birilerine hasret. Genç bir kadın işçi, Fethullahçı bir iş arkadaşının “hizmet” için gerekli gördüğü yasa dışı işleri yapmadığından yıllar önce işinden atılmış. Şimdi, diyor kadın, o adam hâlâ çalışıyor, ben hâlâ işsizim. Nerede adalet?

Adalet bizim ellerimizde. Biz peşine düşersek, ulaşmak için dişimizle, tırnağımızla didinirsek var. Yoksa, sesi uzaklardan gelen bir hoş seda.

Yarın ellerimiz adalete biraz daha yakın olsun diye, 12:30’da sevgili anıtımızın önünde, dostlarımızla buluşuyoruz. Herkesi bekleriz.

Sevgiler,

Reklamlar