27 Kasım’dan not

Direniş Güncesi (18 ve 19. günler) ve çağrı

Fidel Castro, ünlü savunmasında “tarih beni aklayacaktır” demişti. Batista’ya karşı giriştiği ilk savaşı kaybettiği, daha sonra tutsak edildiği bir dönemdi. Tarihin onu aklaması uzun sürmedi, Castro birkaç yıl sonra Küba devriminin öncülüğünü yaptı. Uzun yıllar devlet başkanlığı görevini sürdürdü, dün de dünya halklarının saygı ve sevgiyle anacağı bir lider olarak bu dünyadan göçtü. Dünya halklarının başı sağ olsun!

Düne ve bugüne dair anlatılacak çok şey var. Dünkü gözaltı harika üç kadının ve Mehmet’in desteğiyle çok coşkulu ve güzel geçti. Nurcihan Abla, Özlem, Mehmet ve Ayla müthiş direnişçilermiş, dirençleriyle bize güç kattılar.

Dün farklı bir şey yapmak istedik. Aslında önceki gün çekime gelen Deutsche Welle televizyonunun söylediklerinden yola çıktık. Önceki gün anıtın önünde ayakta dikilip halka çağrı yaparak başlamıştık eylemimize. Çoğu zaman böyle yapıyoruz. Bizim anıtın önüne gitmemizle, polislerin bizi alması arasında genelde bir-iki dakika oluyor ve bu süreyi iyi kullanmak istiyoruz. Sadece oturup beklemek yerine, bari iki çift laf edelim, derdimizi biraz olsun anlatalım istiyoruz. O gün polisler bizi aldıktan sonra çekim yapan televizyoncu arkadaşlara, “otursalardı almayacaktık, bunlar bağırıp çağırıyor” demişler. Ben daha önce “sadece oturma” yöntemini denemiştim. Sonuç değişmemişti bildiğiniz gibi. Bir de Alman televizyonuna, otursak da bir şeyin değişmeyeceğini gösterelim dedik. Anıtın önüne oturup “Gel ki Şafaklar Tutuşsun”u söylemeye başladık. Alana Semih ve Mehmet’le birlikte çıkmıştık. Şarkıyı söylemeye başladıktan sonra bir de baktım, yanımıza birileri oturuyor, şarkıya eşlik ediyor. Üç cesur, emekçi kadın. Sonra karşımızda bir kalabalık oluştu, polisin ve halkın kameraları, seyri sokak emekçileri. Şarkının ilk dörtlüğünü bile bitiremedik. “Alın, alın” seslerini duyunca birbirimize kenetlendik, almakta epey zorlandılar. Yerlerde sürüklediler epeyce. İlkin beni alıp götürdükleri için genelde arkamda neler olup bittiğinden sonradan haberim oluyor. Bir sürü insan tepki göstermiş polise. Ortalık karışmış. Olanları sonradan “yaaaa, yaaa” nidaları eşliğinde dinledim.

Dün bir de ARD Televizyonu gelmişti. Devlet televizyonu olması ve yaygın izlenmesi açısından Almanya’nın TRT’si diye tarif ediyor televizyoncular. Onlar da direnişimiz hakkında Deutsche Welle gibi bir belgesel yapmak istediler. Gün boyu sevgili Cemal Abi ve kameraman arkadaşla birlikteydik. Deutsche Welle’den sevgili Gunnar ve Gökhan Abi de akşama kadar kaldılar. Gözaltı çıkışına dostlarımız epey kalabalık gelmişler. Pir Sultan’ın Yenimahalle Şube yönetimi de desteğe geldi. Acun Öğretmen ve onun destekçisi Nursel de vardı. Kalabalık bir akşam yemeği yedik. Çekim ve sohbet bir arada, çok keyifli bir akşam oldu. Sevgili TAYAD’lı Mehmet Amca’ma mahsus selamlar. Tatlı sohbetiyle akşamımızı renklendirdi.

Bugün Halk Cephesi’nden Damla bizimleydi. Yine bir iki dakikalık oturma ve çağrıdan sonra alındık. Gözaltında yine kimlik ve üst araması dayatması yaptılar. Polislerin ikiyüzlülüğünü bir kez daha tecrübe ettik bugün. Kabahatler Kanunundan işlem yapacaklardı. Kimlik bilgilerimiz ellerinde olmasına rağmen nüfus cüzdanlarımızı almak konusunda dayatmada bulundular. Bana 17. kez, Semih’e 5. kez işlem yapıyorlar, hâlâ kimlik istiyorlar. Yine zorla üst araması yaptılar ve işlemi 2911’e çevirdiler. Yaptıkları işlemler hiçbir hukuka, kurala dayanmıyor. Canları nasıl isterse, işlerine nasıl gelirse öyle davranıyorlar. Bu keyfiliği reddediyoruz! Gözaltı işlemini tanımıyoruz. Suçlu muamelesi görmeyi kabul etmiyoruz. Suçlu olan biz değiliz, bizleri işimizden atan, açığa alanlar, hakkımızı aramamızı engelleyenler. Bundan sonra da hiçbir dayatmayı kabul etmeyeceğiz.

Hafta sonu olduğu için akşamları ziyaretçilerimiz yine çoktu. Antakya ve Samandağ’dan eğitim emekçileri gelmiş ziyaretimize. İki gün önce Hatay’dan açığa alınan öğretmenlerin hepsi firesiz işlerine dönmüşlerdi. Böylece yılmadan mücadele edenlerin kazandığına bir kez daha şahit olduk. Coşkulu, bol sohbetli bir akşam geçirdik. Gözaltı çıkışı ziyaretleri bize gerçekten güç veriyor. Yorgunluğumuzu unutuyoruz. Eve geç geliyoruz ama olsun! İşleri bir şekilde yetiştirmeyi öğreneceğiz. Ziyaretçilerimiz hiç eksik olmasın.

Bugün direnişin unutulmaz anlarından birini daha yaşadım. Sevgili avukatım Şahap Bey, adres bilgileri konusunda bir sorun olduğu bilgisiyle yanıma geldi. Mernis adresim tebligat yapmak için geçerli bir adres değilmiş. Bir de baktık, adres bilgisinde “Ankara Yüksel Caddesi (İnsan Hakları Heykeli Önü)” yazıyor. Daha önce polis ikametgah adresi istemişti, ben de “ne ev bıraktınız, ne bark, eşyalarım depoda, ben her gün gözaltındayım, verebileceğim tek adres anıt önü” demiştim. Meğer beyanımı esas kabul etmişler. Bütün akşam bununla eğlendik. Beni her gün konutumda oturmak istediğim için gözaltına alıyorlarmışsa demek ki. Türlü çeşit şakalar türettik bu meseleden. Türetmesek ayıp olurdu.

Yarın yine evimizdeyiz. Misafirliğe bekleriz. Herkese sevgiler, bol selamlar!

Nuriye

Bugun Nuriye Gülmen 17. defa ve Semih Özakça 5. defa destege gelen bir kadın ile birlikte gözaltına alındılar!

Reklamlar