21 Kasım’dan not

Not: Akşam saat 20:02 twitter eylemi yapılmış ve yogun ilgi ile karşılanmıştır. Ankara’da gündem’de 5-6. sıralara çıkmıştır. Destekleyen herkese teşekkürler.

Direniş Güncesi (12 ve 13. günler) ve Söyleşiye Çağrı

Yarın saat 12:30’da Eğitim-Sen ODTÜ Temsilciliğinin direnişle ilgili ODTÜ MM25 Salonunda düzenleyeceği bir söyleşiye konuşmacı olarak katılacağım. O yüzden alanda olamayacağım. Ertesi ve daha sonraki günlerde anıtın önünde iki kişi olacağız. Semih Öğretmen’in, direnişe katılımını ilan etmek için 23 Kasım Çarşamba günü yapacağı bir basın açıklaması çağrısı var. Açıklama, 12:30’da anıtın önünde. Yarın öğleden sonrayı da, basın açıklaması çağrısına ayırdık. Direnişin 14. günü gözaltısız geçecek.

Dünü yazamamıştım. Bugünkü günce de iki günlük olacak. 12. gün, Devrimci İşçi Hareketi’nin anıtın önünde direnişe destek için yapacağı basın açıklaması vardı. Açıklama, okulunun önünde direnen Acun Öğretmen ve Tekirdağ Büyükşehir Belediyesindeki işinden emekliliğine bir sene kala atılan Salih Savaş’ın işe dönme taleplerini ifade etmek için de yapılacaktı. Acun Öğretmen ve Salih Savaş da benim gibi her gün gözaltına alınıyorlar. Açıklamadan bir iki cümle okunduktan sonra polisler geldi ve sevgili Birgül, DİH’ten Semiha Abla ve Deniz’le birlikte alındık. Araçtan hiç indirmeden işlemleri yaptılar. Her birimize 219’ar Liralık para cezası kestiler yine.

Genç polislerden biri Semiha Abla’ya “yaşına hürmetten bir şey demiyorum, yoksa o parmağını bir tarafına sokarım” diyerek hakaret etti. Deniz’i biraz hırpaladılar. Bunların ve “haksız alıkoyulma” işleminin dışında bir sorun yaşamadık. Önceki iki gün kollarımı çok zorlamışlardı, özellikle sol kolumda ve boynumda, sırt bölgemde iki gün boyunca şiddetli ağrılar oldu. MR çektirdim bir önceki gece. Doktor, kırık ya da çıkık olmadığını, ödem olduğu için kaslarla ilgili hasarların da görülemediğini söyledi. İlaç yazdı ve kol askısı tavsiye etti. Daha sonra tekrar MR çektirmem gerekiyormuş. Son iki gün kolumu korumaya özen gösterdim o yüzden.

Bugünkü gözaltı daha ilginçti. Araçtan indirilmediğim gibi, biraz da gezdirildim. Sağlık kontrolü, emniyet, ufak bir Kızılay turu, tekrar sağlık kontrolü ve salıverilme. 219 Lira ceza cepte elbet. Günce yazmayı bekleyemeden facebook’tan paylaştım bugün. Tutanakta “Kişi dağılmadığı için müdahale edildi” gibi bir şey yazıyordu. Beni bir gülme aldı. Ama nasıl bir gülmek, gören “herhalde deli bu kadın” diyecek. Polislerle zorunlu olmadıkça muhatap olmuyorum. Bu kez dayanamadım. Tek başına oturan birine yapılan dağılma uyarısının ne kadar saçma olduğunu anlattım, biraz tiye alarak ve kızarak. “Ya bunlar formalite zaten” diye geçiştirdier. Sonra da beni Kızılay’a kadar bırakmayı teklif ettiler. Gerçekten pişkinliklerine hayranım. Bugünkü ekip gibi, bazıları “Bize emir geliyor, al diyorlar, alıyoruz” havasındalar. “Emir kuluyuz” pozları takınıyorlar. Öyle demekle olsaydı, kimse onuruyla yaşayamazdı bu ülkede. Emekçiye saldırmaktan rahatsız oluyorlarsa, yapılacak şey belli. Bu mesleği yapmayacaklar. Hem gözaltına alayım, hem şirin olayım. Biz de onlara, “sen de haklısın Abi, senin de işin zor” filan diyeceğiz. Ertesi gün tekrar kardeş kardeş, kol kola emniyete. Onuruyla yaşamanın da, halka saldırma görevini üstlenmenin de bir bedeli var. Meslek hayatları boyunca işledikleri suçların bedelini hiç ödemeyeceklerse, en azından bizden “arkadaş” muamelesi görmeyi hak etmediklerini bilsinler.

Bu akşam Kızılay çok hareketliydi. Çevikler, artık yüzlerine aşina olduğum sivil polisler cirit atıyordu Kızılay’da. Ben de direnişime destek eylemi yapan ve gözaltına alınan Dev-Lis’lileri ziyaretten dönüyordum. Sağlık Emekçilerinin oturma eylemi oluyor üç gündür Sakarya’da, akşam 6-7 arası. Polis eyleme izin vermemiş, üç kişiyi gözaltına almış. Buradan direniş bayrağını yükselten sağlık emekçilerine çok selam ederim. Ben de bir akşam eylemlerine katılacağım. Çünkü biliyorum, direnmek gibi dayanışmak da çok elzem.

Kızılay’daki hareketliliğin tek sebebi SES’liler değildi. Gündüz saatlerinde, Halkın Hukuk Bürosu’nu yine mühürlemeye gelmiş polis. Avukatlar kabul etmemiş, gözaltına alınmışlar. Akşam olmasına rağmen, büronun önü polis kaynıyordu. Her gün yanımda olan, beni gözaltında hiç yalnız bırakmayan halkın avukatları için ne desem az olur. Ancak adaletsizliğe teslim olmayanlar, direnenlerin yanında bu kadar güçlü durabilir. Teslim olmayan ruhlarıyla bin yaşasınlar!

Bugünün hediyesi akşamki #NuriyeGülmenDireniyor hashtag’li twitter eylemiydi. Çok garip, çok mutlu, çok umutlu hissettim. Ne diyeceğimi bilemedim bir süre. Öylece izledim. Yazılanlar beni çok onurlandırdı. Görseller ne kadar da güzeldi. Emek harcayan, sesime ses katan herkese çok ama çok teşekkür ederim.

@mecburkurdu mahlasını değiştirdim, @NuriyeGulmen yaptım. Halkın Mühendis Mimarlarından Orhan uyardı. Mahlasımın farklı olması, sanırım twitterda bulunmamı zorlaştırıyormuş.

Son günlerin muştusu, direnmeyi seçen Semih Öğretmen. Çarşambadan itibaren anıtın önünde, 2911 sayılı yasaya beraber muhalefet edeceğiz, iki başımızla. Bekleriz.

Yarın, söyleşiyi anlatma fırsatım olur umarım. Herkese sevgiler.

Nuriye

“Serbestim an itibariyle. Araçtan indirilmedim. Biraz Kızılay turunun ardından tekrar hastane ve salıverilme.

Yakalama tutanağını okudum. Hep yalan yanlış şeyler yazıyorlar, imzalanmıyorum zaten. Ama bugünkü gerçekten komik olmuş. “Kişi dağılmayınca müdahale edildi” yazmışlar. Tek başıma dağılamıyorum diye oluyor hep bunlar. Bi dağılabilsem şöyle, güldür güldür. Hiç gözaltı filan yapmayacaklar.

Yaptıkları işe hiç inançları yok. Zaten o yüzden pes edecekler. İnanan, direnen, haklı olan kazanacak. Biz Kazanacağız!”

Nuriye Gülmen

Direniş Güncesi (10-11. günler) ve Çağrı

Günlerdir günce yazamıyorum. 10 ve 11. günler (Cuma, cumartesi) yoğun geçti. Malum, tatil günleriydi. Ziyaretler fazlacaydı. İki tane röportaj yaptık, direnişçi dostum Acun Öğretmen’le birlikte. Kamu Emekçileri Cepheli arkadaşlarım desteğe geldiler, onlarla vakit geçirdik. Derken bugün oldu, ancak güncenin başına oturabildim.
Cuma günü yine tek başıma gittim anıtın önüne. Sonra Dev-Genç’li Vedat yanıma oturdu. Ondan sonra adını öğrenemediğim bir genç kadın geldi. En son, internetten çağrımı duyup gelmiş olan Savaş katıldı. Biz öylece oturup bir iki kelam ederken polisler geldi, mizansen başladı. Her seferinde uyarı yaptıklarını kanıtlamak için kamerayı açıp aynı cümleleri kuruyorlar. Aslında onlar konuşmaya başladığında ben de halka seslendiğim için tam olarak ne dediklerini bilmiyorum. “Eyleminize son verin”, “gözaltı yapacağız”, “alalım arkadaşlar” gibi cümleler kalıyor aklımda. Zaten konuşmaya başlamaları ile saldırmaları arasında saniyeler oluyor. Bazen aynı anda saldırıyorlar. Yanıma oturan insanlarla tanışmaya bile fırsatım olmuyor. Ancak gözaltı aracında tanışabiliyoruz. “iyi misin, bir yerinde bir şey var mı” gibi sorulardan sonra, okul, memleket sohbetine başlıyoruz. Kadın arkadaş gözaltına alınmadığı için ona dair fazla şey bilmiyorum. Ama yabancı değiliz birbirimize, aynı öfkeyi ve aynı sevgiyi taşıdığımızı düşünüyorum.

Bugünlerin en güzel armağanları bu insanlar. Teşekkür etsem onlara haksızlık olur. Ne diyeyim, acıyan canlarına, gümbür gümbür atan yüreklerine, adaletsizlik karşısındaki dirençlerine kurban olayım.

Cumartesi Kamu Emekçileri Cephesi’nin basın açıklaması çağrısı vardı. Hem bana hem de KHK’yla atıldığı okulunun önünde direnen Acun Öğretmen’e destek olmak için açıklama yapmak istediler. TAYAD’lı Mehmet Amca, Eskişehir’den sevgili kardeşim Toygar ve gözaltına alınışımızı görüp dayanamayarak sloganlarla aramıza katılan Yoldaş da vardı. Tatil günü olmasından dolayı Yüksel çok kalabalıktı. Bir de saat 14:30’da tecavüz yasasına karşı bir eylem planlanmış, etraf çocuklara tecavüzü yasallaştırmayı hedefleyen iktidara karşı öfkeli bir kalabalıkla doluydu.

Bir de öfkeli çevikler ve siviller vardı tabii. Onların öfkesi emekçiye, adalet arayanlara. Etraftakilerin sahiplenmesini de önlemek için hınçla saldırdılar. Pamuk saçlı Mehmet Amca’yı da ite kaka, sürükleyerek gözaltına aldılar. Toygar’ın yanağı patladı. Beni götüren polislerden biri, diğerine “bu o, değil mi?” diyerek araca bindirene kadar kollarımı çevirdi. Can arkadaşım Sibel anıta sıkı sıkı tutunmuş, “OHAL 80 Milyon Halkı Teslim Alamayacak!” diye bağırmış. Benim görme fırsatım olmadı ama kendisinden dinlemek çok keyifliydi. Ekip arabalarının bulunduğu yer anıta uzak olduğu için bulvara inene kadar epey olağanüstü bir hal yaratıldı. Herkes şaşkınlıkla bakıyor, kameraya alanlar, müdahale etmeye çalışanlar… Bulvarda yine bir karışıklık. “Araç nerede, kapıyı aç, üstünü arayın, çevir bunu”. Bir taraftan sloganlar: “Emekçiyiz, Haklıyız, Kazanacağız!”, “Kamu Emekçileri Teslim Olmayacak!”, “İşini İstemek Suç Değildir”, “İnsanlık Onuru işkenceyi Yenecek!”. İki araca bindirildik, toplamda on kişiydik. Seyri Sokak muhabiri Sibel Tekin’i de çekim yapmak istediği, yani işini yaptığı için gözaltına almışlar. O da aramızdaydı. Sokağın, direnenlerin sesi Seyri Sokak’a binlerce selam!

Kalabalık olunca işlemler de uzun sürdü. Bir de çok saldırgandılar. Araca binerken, hastanede araçtan inince, muayeneden sonra tekrar araca binerken ve emniyete girince, toplamda dört kez üst araması yaptılar. Tabii kol çevirerek, işkence yaparak. Gözaltıların hepsi irade savaşıyla geçiyor. Oraya oturma, buraya otur, kimliğini ver, sorularıma cevap ver. Haksız gözaltını meşrulaştırmaya, iradelerini zorla tanıtmaya çalışıyorlar. En çok hastaneye gittiğimizde aracın kapısını açıp, “tamam arkadaşlar, olan oldu, işimizi zorlaştırmayın” dediklerinde sinirleniyorum. Kim kimin işini zorlaştırıyor acaba. Hakkını aramak isteyen birine her gün gözaltı yapacaksın, sonra da işimi zorlaştırma diyeceksin.

Çok öfkeleniyorum. Hayatım boyunca hiç kimseye, hiçbir şeye bu kadar yoğun bir öfke duymamıştım. Bizim emeğimiz, işimiz, canımız o kadar kıymetsiz ki iktidarın ve onun bekçiliğini yapan kolluğun gözünde. O kadar düşmanlar ki kimliğimize, direncimize. O kadar saygısızlar, o kadar pişkinler, o kadar suçlular ki. Aslında sadece öfkeyi değil, bütün duyguları çok yoğun yaşıyorum. Güveni, vefayı, sevgiyi, bağlılığı da öyle. Direnişi sahiplenen, yanıma oturan, benimle gözaltına alınan, gözaltı sırasında sevgiyle, umutla yüzüme bakan insanlara, mesaj atanlara, arayıp soranlara, direnişi büyütmek için emek harcayanlara, bu günceyi okuyanlara karşı da, sevgiyle doluyum.

Kamu Emekçileri Cephesi’nin bendeki yeri ise ayrıdır. Bugün kamu emekçilerinin sahip olduğu pek çok hak KEC’in devraldığı mücadele geleneğinin bir sonucu. İlk kamu emekçileri sendikalarını kuran; fiili, meşru mücadeleyi savunan ve kamu emekçilerinin hakları için canları pahasına mücadele eden devrimci memurlardan çok şey öğrendim. Bu direniş onlara çok şey borçlu. KEC’e bir kez daha, çok selam olsun!

Salı günü Eğitim-Sen ODTÜ Temsilciliği bir söyleşi ayarlamış. Saat 12:30’da MM25 salonuna herkesi beklerim.

Pazar gününün güncesi de yarına kalsın. Bugün (13. gün) saat 12:30’da alanda olacağım. Herkese, sevgi, selam..

Nuriye

Reklamlar